Önce durdu. Durağan kalmanın zorluğunu farkederek duruşunu bozdu. Hemen klişeler yağdı zihnine: "Değişmeyen tek şey ...", "Hiç bir şey imkansız...".
Bir dehanın öğrettiği; hareketin değişime, değişimin farka, farkın eşitsizliğe, eşitsizliğin denge takıntısı olan evrende tekrar harekete yol açması... En azından o bu şekilde hatırlıyordu. Hareket mutlaktı. O zaman durmak olanaksızdı. Bu noktada onu, ikinci klişe kamçılıyordu.
Dur!
Hayır yine zihninde başka şeyler beliriyor. En zavallı şeylerdi bunlar. Bu halleri ile çıkıp onu yenmeleri, üstüne üstlük makara yapmaları...
"Tanrım. Tek isteğim biraz ara vermek. Yok, yok, yok. Nedir bu evrenin en minik boyutu, en dar zamanı; ölçülebilen değil, varolan ya da en azından hissedilen.
Yok mu hiç burada atlamalar. Süreksizlikler arasına sıkışıp kalmak istiyorum. Durmak istiyorum. Bir an için her şey eşit olsun, o anda kalayım istiyorum. Sonsuza kadar falan değil. Kısa bir sürede yeterli.
Efendim? Ne kadar mı kısa? Sen bana söylesene bir hele, nedir bu etrafın çözünülürlüğü? Ayrıca dağınıklığı da ayrı bir dert. Toparla, denkleştir herşeyi. Olmuyor ama böyle!"
Duramadı işte böyle, bir türlü...